TV Nereye?
TV yayıncılığının yepyeni bir boyuta taşınmakta olduğu, artık sokaktaki vatandaş da dahil olmak üzere herkesin malumu. Sektör büyük çaplı değişimlerin eşiğinde. Digiturk, D-Smart ve IPTV gibi dijital video platformlarının geleceğin televizyonu olduğu söylenip durmakta.
Bu iddialı söylemlerin ve devrim vaatlerinin içeriğiyse ne yazık ki yalnızca sıradan vatandaş tarafından değil, sektörün çeşitli kademelerinde çalışanlar tarafından da henüz yeterince anlaşılamadı. Oysa en büyük değişimler, kameraların arkasında gerçekleşecek.
Bu yazıda, yeni yayın teknolojilerinin yaratacağı sonuçları hem izleyici hem de sektör çalışanları için ele almaya çalışacağım. Ortaya biraz karamsar bir tablo çıkacak ama yine de işlerin ne hale geleceği hakkında şimdiden bir fikir sahibi olmak herkesin yararınadır diye düşünüyorum.
Değişimin Anahtarı: Çift Yönlü İletişim
İşin elektronik yönüne girip kimsenin canını sıkmak istemiyorum. Şayet bu konuya ilgi duyan varsa, PCLabs’in hazırladığı makaleye bir göz atabilir. Ancak sistemle kullanıcı arasındaki karşılıklı veri akışının, yeni teknolojinin ana damarı olduğunu söylememiz gerek. Çok küçük gibi görünen bu yeni olanak, TV izleme deneyimini de yayıncılığını da kökünden değiştirecek.
Kısaca özetlemek gerekirse, TV artık İnternet’e benzeyecek. Hatta onunla bütünleşecek. Nitekim, IPTV isminin açılımı, Internet Protocol Television. Öyleyse geleceğin ipuçlarını, bugünkü İnternet ortamında arayabiliriz.
Yayın Akışını Belirleyebilme İmkânı
Büyük semaye sahiplerinin yeni bir ürünü milyonlarca aileye ya da bekara satabilmek için elbette bir takım güzelliklerden söz etmesi gerek. Dijital video platformlarının kullanıcılara sunacağı en büyük avantaj, tıpkı Youtube‘da ya da İnternet’ten indirdiğimiz dizi ve filmlerde olduğu gibi, neyi ne zaman izleyeceğimize karar verebilme imkânı.
Bunun da ötesinde, yayını istediğimiz zaman durdurabilme, geri ve ileri sarabilme şansımız da olacak. Canlı yayınlar için de ileri sarmak dışında aynı olanaktan söz etmek mümkün.
Yani yukarıda da dile getirdiğimiz gibi, yeni teknoloji aslında İnternet kullanıcılarının bir süredir sahip olduğu ayrıcalıkları ayrıcalık olmaktan çıkarıp tüm TV izleyicilerinin hizmetine sunacak.
Teorik olarak, İnternet’te yapabildiğimiz her şeyin TV cihazları üzerinden yapılabilmesi, yeni teknolojiyle mümkün. Yüksek çözünürlüklü bilgisayar monitörü olarak da kullanılabilen HDTV‘lerle, her TV’nin bir İnternet istasyonuna ve dijital video kütüphanesine dönüşeceğini söyleyebiliriz.
Ya Karşılığında?
Buradan itibaren mesele çetrefilleşiyor. Zira çift yönlü iletişimde altyapı sahipleri, İnternet’te sahip oldukları düzeyde veriyi artık TV’lerden de elde edecekler.
Hangi veri? Rating raporları…
Yeni dönemde bireysel rating ölçümünün yerini hane bazında ölçüm alacak. Yani raporlar, bir programı kaç kişinin değil, kaç hanenin izlediğini gösterecek. Ancak hane halkına ilişkin kimi verilerin, altyapı sahibi şirketin elinde bulunacağı kesin. Eğitim ve gelir durumu, belki tüketim alışkanlıklarına ilişkin bir ankete verilen yanıtlar…
Kısacası, artık reklam kuşaklarını ellerinde bulunduranlar, reklam veren şirketlere çok daha isabetli veriler sunabilecekler.
Ancak sunabilecekleri şeyler daha isabetli rating raporlarından ibaret değil. Ve bu noktada, etik sorgulamalarda bulunmaya mecburuz.
Tekrar İnternet örneğini düşünelim. Gezinirken eminim ki fark etmişsinizdir; Amerika’dan yayın yapan bir siteyi ziyaret ettiğinizde, Türkiye’den bir firmanın verdiği reklamı görmeniz her zaman olasıdır. Çünkü bilgisayar sistemi sizin hangi ülkeden geldiğinizi, hatta Web üzerindeki faaliyetlerinize ilişkin kayıtları inceler ve mevcut reklam havuzu içinden size en uygun olanları gösterir.
Yani sizin İnternet’te elde ettiğiniz imkânları TV’ye taşımanız karşılığında, onlar da aynı haklara sahip olur. İlk bakışta çok da büyük bir sorun gibi görünmüyor. Ancak derinlere indikçe anlayacağız ki bu gelişmeler, dünya üzerindeki ekonomik yapıları, hatta ekonomi ve insan arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamaya aday.
Görünenin Ötesi
İlk sorun, reklamı görmeyi seçip seçemeyeceğimiz noktasında ortaya çıkıyor.
Şüphesiz ki böyle bir seçim hakkımız olmayacak. Oysa İnternet’te reklamlar genellikle içeriğin yanında bir yerde duruyor ve istenirse, AdBlock Plus gibi yazılımlarla tamamen görünmez kılınabiliyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz durumla birleştirerek düşünün: Artık genel bir izleyici kitlesi için yayınlanan ve çoğuna ilgi duymadığınız reklamlar yerine, tam da size hitap eden ürünlerin tanıtımlarını göreceksiniz.
Bir parça komplo teorisi karıştıralım: Ya hane halkı bilgilerinize gizli anlaşmalarla kredi kartı ekstreleriniz, yani tüketim alışkanlıklarınızın somut dökümü eklenirse?
Kısacası, daha fazla tüketmeniz ve daha fazla para harcamanız için çok güçlü koşullar oluşacak.
En Önemlisi…
En çarpıcı öngörümüzü sona sakladık.
Yeni dönemde, TV cihazı üzerindeki her faaliyetiniz an be an kayıt altına alınacağı ve hangi reklamı göreceğiniz, sistem altyapısı üzerinden reklamverene garanti edileceği için, artık iki tür rating raporu oluşturulacak.
Bunlardan biri, hepimizin bildiği, programların izleyici oranlarını gösteren rapor olacak. İkincisi ise, reklamverenlere sunulacak ve hangi tip izleyicilerin günde ne kadar süreyle TV izlediğini gösterecek.
Web sitesi örneğini hatırlayalım. Eğer bir Amerikan Web sitesi üzerinde Türk firmasının reklamını görebiliyorsak, bunun TV’de bir karşılığı olmalı. Artık o anda ister Cnbc-e izliyor olun, ister Flash TV, size uygun reklam neyse onu göreceksiniz.
Yani artık satılan şey, herhangi bir programın arasındaki reklam kuşağı değil, bizzat izleyicinin yani sizin TV karşısında geçirdiğiniz sürenin bir kısmı olacak.
Diğer bir deyişle, satılan reklam süresi, artık ticari bir ürün olan TV programının bir kısmı değil, vatandaşın evinde oturup dinlenmeye çekildiği özel zamanlarının bir kısmı olacak.
Lütfen bu durumun, bir insan olarak ekonomi karşısındaki konumunuzu ne hale getireceğini bir düşünün. Aynı anda hem tüketici, hem de ticari ürün haline gelmemiz söz konusu.
Daha da fazlasını merak edenler, sektör çalışanlarına ve TV ekonomisine odaklanacağım ikinci sayfaya geçebilirler.
Sayfa: 1 2
Tarih:23 Mayıs 2009 Saat:12:27
ama şöyle bi durumda var, şu anda amerikada yayınları kaydedip reklamları atlayan cihazlar var. adı aklımda değil bu cihazın.
bahsettiğiniz yayınlayıcı merkezli sisteme karşıt olarak izleyici merkezli yeni teknolojik ürünlerin çıkması da pek muhtemel. şu anda korsan paylaşım programlarının olması gibi son kullanıcılar kendi çıkarlarını korumak için yasal ya da illegal olarak yeni yöntemler üretebilirler.
bu arada buraya sanaristten isminizi tıklayarak geldim. yazdıklarınız çok ilgi çekici. yeni yazılarınızı merakla bekleyeceğim. iyi günler.
Tarih:23 Mayıs 2009 Saat:13:50
Bir takım karşıt ürünlerin ortaya çıkmasını ben de kaçınılmaz buluyorum. Her sistemde bazı delikler açılacaktır.
Ve son aldığım haberlere göre reklamları görmememiz sistem içerisinde de mümkün olabilecekmiş. Ama nasıl? Ekstra ücret ödeyecekmişiz. Şimdi gülsek mi ağlasak mı? Bir reklam veren bizi satın alamasın diye biz dijital yayın platformuna para ödeyip kendi kendimizi satın alacakmışız. Tanrım!
Sanırım ben bu sistemden mümkün olduğunca uzak durup İnternet’i kullanmaya devam edeceğim. Orada bu gibi sorunlara karşı daha fazla çözüm mevcut.
Bu arada övgüleriniz için teşekkür ederim. Çok saygın bir çaba olarak gördüğüm Sanarist gibi ben de Konvansiyon’u sıradan bir blogun en az bir adım ötesine taşımaya çalışıyorum.
Saygılar…