<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Görünmez El yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.konvansiyon.net/gorunmez-el/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.konvansiyon.net/gorunmez-el/</link>
	<description>Mitoloji, sanat ve biraz da hayat üzerine...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Dec 2009 21:06:02 +0200</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
		<item>
		<title>Eylem Caner tarafından</title>
		<link>http://www.konvansiyon.net/gorunmez-el/comment-page-1/#comment-150</link>
		<dc:creator>Eylem Caner</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 17:04:16 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.konvansiyon.net/?p=543#comment-150</guid>
		<description>Öncelikle Utku Tönel&#039;i ben de tebrik ederim. Bir ay öncesine kadar 1 sayfadan uzun bir şey yazamayan biri olarak ortalama uzunluktaki bu hikâyeyi yazmanın kolay olmadığını tahmin edebiliyorum.

Ancak hikâye ile ilgili yazdıklarınıza çoğu yerde katılamadım. Bunu &quot;hiçbir şeyi beğenmeyen klasik bir Türk&quot; olarak değil de yapıcı eleştirinin her şeyden önemli olduğunu düşünen biri olarak yazıyorum. Zira &quot;Türkiye standartlarına göre iyi&quot; kalıbını kabul etmiyorum. Kendimizle yarışarak bir yere varamayız. O nedenle biraz yıkıcı olabilirim ama bunu asla aşağılamak amacıyla yapmıyorum. Bunu özellikle belirtmek istedim.


Burası kişisel zevke giriyor ancak okurken beni rahatsız eden kısımlar, sizin çok hoşunuza gitmiş. Kullanılan her teknolojik aletin ayrıntılarının anlatılması, her bilginin verilmesi vs. beni biraz gerdi. Dünyanın fazla ayrıntılı anlatılması bana rahatsız edici geldi. Kapıyı açmak için kırmızı bir düğmeye basmasının ne önemi var, ya da kapıyı kilitlemek için şifre girdiğini bilmek bana ne katıyor acaba diye sordum kendime örneğin. Bu bir roman olsa bunu anlayabilirdim ancak hikâyelerde bazı şeylerin biraz daha kişinin hayalgücüne bırakılmasını tercih ederdim.

Özellikle PDF formatında ayrı bir e-kitap formatında sunulan bir eserde daha fazla özen arıyor insan. Kâbus&#039;a düzeltme koyarken kâr&#039;a koymamak ilginç örneğin, veya bir yerde otobüs, diğerinde hızırbüs denmesi vs. gibi. 

Kip değişiminden ben de sizin gibi (özellikle başlarda) rahatsız oldum. Bu tekniğin kullanım sebebi çok mantıklı olsa da uygulama kısmında biraz daha çalışma istediği ortada. Yine de başarılı. İlk kez uygulandığında &quot;aha batırdı&quot; dedim. Kendime geldim sonra : ).

Bana en çok batan şey kaza kısmı oldu. Nasıl olur da arabayı 2 dakikada kenara çekip bırakıp gider anlayamadım. Bir kopukluk oldu bende ama sorun benim algılarımda mı yoksa hikâyede mi anlayamadım.

Aslında daha fazla eleştirebileceğim yerler de var ama bir anda kendime sen de kimsin deme ihtiyacı hissetim : ). O nedenle sevdiğim kısımlara geleyim.

Sizin de değindiğiniz, rüyamatik vs. gibi kavramlar, Anadol, E5 (gerçi 555 falan beklemiştim : )), Türiye AŞ gibi kurumlar çok hoşuma gitti. Reklam panoları ise güzel bir dokunuştu. Androidlerin gerçekten de Asimov yasalarına bağlı kalmaları beni çok güldürdü. İnanılmaz tatlı bir ayrıntıydı. Böyle nüanslar insanı hikâyeye bağlıyor.

Bir de bilim kurgu ve fantezi eserleriyle ilgili düşünürken beni en çok düşündüren şey isimlerdir. Yüzüklerin Efendisi&#039;nde Ahmetleri Mehmetleri ortada koştururken hayal etmek ya da Starwars&#039;da Mahmut ile Ziya&#039;nın çarpışmasını düşünmek bana hep garip gelmiştir. Ama Murat ve Okan bana o kadar doğal geldi ki anlatamam. Hikâyenin en çok bu kısmını sevdim sanırım, bilim kurgu eserlerinde de bir Murat&#039;ın ortamlarda koşuşturabileceğini görmek muhteşem bir şey.

Utku Tönel&#039;i tekrar tebrik ederim, yazdığı hikâyeyi sevdim. Ancak dediğim gibi muhteşem değil. Çok iyi bir ilk adım demek daha uygun bence. Aynı evrende geçebilecek onlarca hikâye olasılığı var artık elimizde. Çok daha iyi işler çıkacaktır sanırım. Tebrikler ve başarılar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle Utku Tönel&#8217;i ben de tebrik ederim. Bir ay öncesine kadar 1 sayfadan uzun bir şey yazamayan biri olarak ortalama uzunluktaki bu hikâyeyi yazmanın kolay olmadığını tahmin edebiliyorum.</p>
<p>Ancak hikâye ile ilgili yazdıklarınıza çoğu yerde katılamadım. Bunu &#8220;hiçbir şeyi beğenmeyen klasik bir Türk&#8221; olarak değil de yapıcı eleştirinin her şeyden önemli olduğunu düşünen biri olarak yazıyorum. Zira &#8220;Türkiye standartlarına göre iyi&#8221; kalıbını kabul etmiyorum. Kendimizle yarışarak bir yere varamayız. O nedenle biraz yıkıcı olabilirim ama bunu asla aşağılamak amacıyla yapmıyorum. Bunu özellikle belirtmek istedim.</p>
<p>Burası kişisel zevke giriyor ancak okurken beni rahatsız eden kısımlar, sizin çok hoşunuza gitmiş. Kullanılan her teknolojik aletin ayrıntılarının anlatılması, her bilginin verilmesi vs. beni biraz gerdi. Dünyanın fazla ayrıntılı anlatılması bana rahatsız edici geldi. Kapıyı açmak için kırmızı bir düğmeye basmasının ne önemi var, ya da kapıyı kilitlemek için şifre girdiğini bilmek bana ne katıyor acaba diye sordum kendime örneğin. Bu bir roman olsa bunu anlayabilirdim ancak hikâyelerde bazı şeylerin biraz daha kişinin hayalgücüne bırakılmasını tercih ederdim.</p>
<p>Özellikle PDF formatında ayrı bir e-kitap formatında sunulan bir eserde daha fazla özen arıyor insan. Kâbus&#8217;a düzeltme koyarken kâr&#8217;a koymamak ilginç örneğin, veya bir yerde otobüs, diğerinde hızırbüs denmesi vs. gibi. </p>
<p>Kip değişiminden ben de sizin gibi (özellikle başlarda) rahatsız oldum. Bu tekniğin kullanım sebebi çok mantıklı olsa da uygulama kısmında biraz daha çalışma istediği ortada. Yine de başarılı. İlk kez uygulandığında &#8220;aha batırdı&#8221; dedim. Kendime geldim sonra : ).</p>
<p>Bana en çok batan şey kaza kısmı oldu. Nasıl olur da arabayı 2 dakikada kenara çekip bırakıp gider anlayamadım. Bir kopukluk oldu bende ama sorun benim algılarımda mı yoksa hikâyede mi anlayamadım.</p>
<p>Aslında daha fazla eleştirebileceğim yerler de var ama bir anda kendime sen de kimsin deme ihtiyacı hissetim : ). O nedenle sevdiğim kısımlara geleyim.</p>
<p>Sizin de değindiğiniz, rüyamatik vs. gibi kavramlar, Anadol, E5 (gerçi 555 falan beklemiştim : )), Türiye AŞ gibi kurumlar çok hoşuma gitti. Reklam panoları ise güzel bir dokunuştu. Androidlerin gerçekten de Asimov yasalarına bağlı kalmaları beni çok güldürdü. İnanılmaz tatlı bir ayrıntıydı. Böyle nüanslar insanı hikâyeye bağlıyor.</p>
<p>Bir de bilim kurgu ve fantezi eserleriyle ilgili düşünürken beni en çok düşündüren şey isimlerdir. Yüzüklerin Efendisi&#8217;nde Ahmetleri Mehmetleri ortada koştururken hayal etmek ya da Starwars&#8217;da Mahmut ile Ziya&#8217;nın çarpışmasını düşünmek bana hep garip gelmiştir. Ama Murat ve Okan bana o kadar doğal geldi ki anlatamam. Hikâyenin en çok bu kısmını sevdim sanırım, bilim kurgu eserlerinde de bir Murat&#8217;ın ortamlarda koşuşturabileceğini görmek muhteşem bir şey.</p>
<p>Utku Tönel&#8217;i tekrar tebrik ederim, yazdığı hikâyeyi sevdim. Ancak dediğim gibi muhteşem değil. Çok iyi bir ilk adım demek daha uygun bence. Aynı evrende geçebilecek onlarca hikâye olasılığı var artık elimizde. Çok daha iyi işler çıkacaktır sanırım. Tebrikler ve başarılar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Aydın tarafından</title>
		<link>http://www.konvansiyon.net/gorunmez-el/comment-page-1/#comment-8</link>
		<dc:creator>Aydın</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 11:22:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.konvansiyon.net/?p=543#comment-8</guid>
		<description>SETI benzetmenize katılmamak elde değil.

İçerik üretenlerin azlığından dem vuruyoruz ama sanırım bu içerikten faydalanan insanların taşıması gereken sorumluluktan da bahsetmeliyiz.

Çoğu sitede içeriğin yanı başında &quot;Share It!&quot; gibi bir başlıkla sosyal ağ ve bookmark sitelerine bağlantılar yer alıyor ama ben bugüne değin kimsenin bunlara bile tıkladığını sanmıyorum. Biraz da bu nedenle bizde insanlar üretme motivasyonunu yeterince bulamıyor diye düşünüyorum.

Neyse, dert yanmayı bir yana bırakalım. Siz yazın, ben vakit buldukça tanıtımını yapmaya çalışırım.

Saygılar...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>SETI benzetmenize katılmamak elde değil.</p>
<p>İçerik üretenlerin azlığından dem vuruyoruz ama sanırım bu içerikten faydalanan insanların taşıması gereken sorumluluktan da bahsetmeliyiz.</p>
<p>Çoğu sitede içeriğin yanı başında &#8220;Share It!&#8221; gibi bir başlıkla sosyal ağ ve bookmark sitelerine bağlantılar yer alıyor ama ben bugüne değin kimsenin bunlara bile tıkladığını sanmıyorum. Biraz da bu nedenle bizde insanlar üretme motivasyonunu yeterince bulamıyor diye düşünüyorum.</p>
<p>Neyse, dert yanmayı bir yana bırakalım. Siz yazın, ben vakit buldukça tanıtımını yapmaya çalışırım.</p>
<p>Saygılar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Utku Tönel tarafından</title>
		<link>http://www.konvansiyon.net/gorunmez-el/comment-page-1/#comment-7</link>
		<dc:creator>Utku Tönel</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2009 21:11:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.konvansiyon.net/?p=543#comment-7</guid>
		<description>Böyle bir blogun varlığını bu şekilde öğrenmek beni iki kere mutlu etti. Sizin de belirttiğiniz gibi Türkçe içerik üreten yayın sayısının azlığı insanın canını sıkan bir durum. İnternette yayınlanmak üzere bir şeyler yazarkenki beklentim, SETI&#039;de çalışanlarınkinden pek de farklı değil. Bir şeyler duymayı beklemeden sadece dinlemek ya da bilmemkaç ışık yılı ötesine gidecek ve muhtemelen hiç kimseye ulaşmayacak bir sinyali inadına göndermek gibi. Diğerleri için de durumun farklı olduğunu sanmıyorum. Sizinki gibi hoş yanıtlar aldığımda da haliyle şaşırıyor ve seviniyorum. Bilim kurgu türünün bu nadir gerçekleşen iletişime konu olması ise ayrı bir güzellik benim açımdan. Çünkü bu tür için çabalayan amatör yazarların, eleştirmenlerin ve bu türe değinen blogcuların sayısının artmasının türün gelişimi açısından da önemli olduğunu düşünüyorum. 

Öyküyü okumakla kalmayıp hakkında düşündüklerinizi kaleme almanız ve bunu da incelikli bir biçimde yapmanız benim gibi bir amatör için pek nadide ve pek faydalı bir durum. Böyle dönütler almak, eksikleri ve hataları görmek için bire bir. İlginiz ve katkınız için teşekkür ediyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Böyle bir blogun varlığını bu şekilde öğrenmek beni iki kere mutlu etti. Sizin de belirttiğiniz gibi Türkçe içerik üreten yayın sayısının azlığı insanın canını sıkan bir durum. İnternette yayınlanmak üzere bir şeyler yazarkenki beklentim, SETI&#8217;de çalışanlarınkinden pek de farklı değil. Bir şeyler duymayı beklemeden sadece dinlemek ya da bilmemkaç ışık yılı ötesine gidecek ve muhtemelen hiç kimseye ulaşmayacak bir sinyali inadına göndermek gibi. Diğerleri için de durumun farklı olduğunu sanmıyorum. Sizinki gibi hoş yanıtlar aldığımda da haliyle şaşırıyor ve seviniyorum. Bilim kurgu türünün bu nadir gerçekleşen iletişime konu olması ise ayrı bir güzellik benim açımdan. Çünkü bu tür için çabalayan amatör yazarların, eleştirmenlerin ve bu türe değinen blogcuların sayısının artmasının türün gelişimi açısından da önemli olduğunu düşünüyorum. </p>
<p>Öyküyü okumakla kalmayıp hakkında düşündüklerinizi kaleme almanız ve bunu da incelikli bir biçimde yapmanız benim gibi bir amatör için pek nadide ve pek faydalı bir durum. Böyle dönütler almak, eksikleri ve hataları görmek için bire bir. İlginiz ve katkınız için teşekkür ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
