Güzellik

Majel Barett

Majel Barett…

Art of the Title Sequence

Bazı kaynaklar var ki odaklandığı konuyla doğrudan ilgili olmayan kimseler için bile oldukça ilgi çekici.

Art of the Title Sequence, kaliteli ve özgün sinema jeneriklerini derleyen bir koleksiyon. Evet, koleksiyon diyorum çünkü bir web sitesinden kesinlikle çok daha fazlası. Bünyesine dahil ettiği her bir jeneriğin hem SD hem de HD kalitesinde sunumunu yapmanın ötesinde, jeneriğin tasarım ve yapım süreçleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler veren, eserin altında imzası bulunan grafik sanatçılarla röportajlar yayınlayan geniş çaplı bir çalışma. Yoğun ve rafine bir emeğin ürünü.

Bir örnekle birlikte kapatırken ilk cümleme geri döneyim, grafik sanatlarla yahut video yapımıyla ister ilgilenin, ister ilgilenmeyin, ama bu siteyi mutlaka ziyaret edin. Sizin de takdir edeceğinizden eminim.

Gila Canavarı ve Şahmeran

Navaho inancında şifa verme gücü, gila canavarı (hila diye okunur) adındaki bir sürüngene atfedilir. Bu hayali bir varlık değildir. Kendisine doğada rastlanabilir. Ancak üzerine inşa edilmiş mitolojik bir öykü mevcuttur.

Gila Canavarı

Buna göre, bir kişi hastalandığında gila canavarı onu parçalarına ayırıp sonra birleştirerek iyileşmesini sağlar. Kişinin bedeni ayrık durumdayken kanı karıncalar tarafından, gözleri ve kulakları Güneş tarafından, aklı ise Konuşan Tanrı ve Polen Çocuk tarafından bir araya getirilir. Ve kişi hayata döner.

Kalın yazdığımız sembolleri teker teker okuyacağız. Ama önce bir noktaya dikkat çekmekte yarar var: Gila canavarı doğadaki en güçlü zehire sahip hayvanlardan biridir. Bu senaryoyu bir yerden hatırlıyoruz değil mi? Hipokrat da, yine zehirli bir sürüngeni, yani yılanı, şifanın sembolü olarak kullanmıştı.

Peki Hipokrat’a bu sembol kimden miras kalmıştı?

Kısaca yanıt verelim: Sümerliler. Anadolu’nun çeşitli noktalarında hala görebileceğiniz birbirine dolanmış iki yılan figürü, ilk kez 5 bin yıl kadar önce, Sümerlilerin sağlık ve üreme tanrısı Ningişzida‘ya atfen kullanıldı. Sonraları aynı sembol, Romalıların Batı Anadolu’daki kolonilerinde yine bir sağlık tanrısını, Asclepius‘u temsil etti. Hipokrat’la kurulan bağ şimdi daha açık olmalı.

Ama gila canavarıyla Anadolu kökenli mitolojilerde bulunan yılan figürü arasındaki en güçlü benzerlik, hepimizin ismen bildiği Şahmeran‘da kendisini gösteriyor. Karşılaştırmalı bir çalışma, bize oldukça şaşırtıcı sonuçlar verebilir.

Devamı…

Geek Kültürü

Geek kültürü, dünyada hızla yükselen ve her gün daha çok insanı bünyesine katan bir kültür. Geçmişte hiç olmadığı kadar görünür hale gelmeye, varlığını ve ağırlığını hissettirmeye başladı. Big Bang Theory gibi, dünyanın pek çok ülkesinde ilgiyle izlenen bir dizi, bütünüyle bu kültüre adanmış durumda. Amerikan Savunma Bakanlığı’nın raporlarında bu insanların geliştirdiği kültürden ve çalışma alışkanlıklarından faydalanılması gerektiğine ilişkin tespitler yer alıyor.

Böyle bir fenomen, elbette akademik çevrelerin de ilgisini çekiyor. Danimarkalı araştırmacı Lars Konzack, konuyla ilgili bir makale yayınlamış. Ben de bunu Türkçeye çevirip, İngilizcesi zayıf insanların da kaynaktan faydalanmasına yardımcı olmak istedim.

Yalnız altını çizmem gerekir ki makalenin tamamına katılıyor değilim. Ayrıca bazı eksikleri olduğunu da düşünüyorum. Ancak kabul etmek gerekir ki her araştırma zaten bir ölçüde eksiktir. Ve geek/nerd kültürü araştırmaları, henüz oldukça bakir bir alandır. Dolayısıyla bu aşamadaki bazı sıkıntılara ılımlı yaklaşmak gerekir.

Ama konunun ciddiyetle ele alınması ve sağlıklı bir şekilde tartışılmasından yanayım. Bu açıdan bakınca, bizlere bir başlangıç olanağı veren bu tip çalışmalara ve sahiplerine teşekkür etme gereği duyuyorum.

Sözün kısası, top artık okurdadır. Makalenin orijinaline buradan, benim yaptığım çeviriyeyse şuradan ulaşabilirsiniz. Lars Konzack’ın blogu da şuradadır. Sağ sütunda ilgi çekici başka makaleler de var. Bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Star Trek

Bu kurguyu nasıl okumalı? Farklı dizilerle 25 sezonu devirmiş ve bunun yanında 11 sinema filmine konu olmuş bir yapıtı çok sevilen bir öyküden ibaret görmek olanaksız. Onu nasıl anlamlandırabiliriz?

Öncelikle bazı tarihi yakınlıklara dikkat çekmenin yerinde olacağına inanıyorum: Denizaltı teknolojisinin 1860′lı yıllardaki gelişimiyle Denizler Altında 20 Bin Fersah‘ın 1870′teki ilk basımı arasındaki paralellik göze ilk çarpan ayrıntılardan biri. Louis Pasteur’ün 1885 yılında kuduz aşısını bulmasından yalnızca bir yıl sonra, 1886′da Dr. Jekyll Mr. Hyde‘ın ortaya çıkması da tesadüfi değil elbette.

1957 yılında Sovyetler Birliği tarafından fırlatılan ilk uydu olan Sputnik‘i de 1962′de NASA’nın fırlattığı Telstar izlemiş ve Uzay Yarışı olarak adlandırıalan bu dönem,1966 yılında, Star Trek’in yolunu açmıştı.

Yüzeysel düşündüğümüz takdirde bilimsel ve teknolojik gelişmelerin, popüler kültüre malzeme yarattığını söyleyip mevzuyu bu noktada bırakmak mümkün. Ama istiyorum ki konuyu biraz daha eşeleyelim. Zira Star Trek örneği, hem mitolojilerin doğasını okumakta hem de günümüzde yaşanan kimi değişimlerin ayırdına varmakta kullanabileceğimiz güçlü unsurlar içeriyor.

Devamı…